Fenerbahçe'nin Düşmanı İçimizde Değil
Yarın (25.Şubat.2019 Pazartesi) Beşiktaş ile bir derbi mücadelesine çıkacağız. Maç Beşiktaş'ın stadında. Fenerbahçe bu sene (2018-19 sezonu) ortaya koyduğu futbol ile hepimizi kahrediyor. Ancak kahrolduğumuz bir diğer nokta başkanlık seçimi ile başlayan, teknik direktör seçimi ile derinleşen ve oyuncular ile ilgili alınan tasarruflarla içinden çıkılmaz hale gelen süreçte yaşanan bölünme ve kimlik bunalımı. Bu süreç gittikçe onarılmaz bir hale doğru evriliyor. Neredeyse 3.Temmuz kumpası başarıya ulaşacak kıvama geldi; şu gerçekle yüzleşmeliyiz ki, Fenerbahçe 3.Temmuz'a karşı hiç bu kadar zayıf kalmamıştı.
Başkanlık seçimi sonrasından adaylardan hangisi kazanırsa kazansın, medya, TFF ve kurumlarında kapsamlı bir Feto temizliği yapılmadığı sürece bir değişiklik olmayacağını öngörmüştüm. Bu sürece hakim olan ve hedef tutulan dönemin başkanı ile kulübü tek çatı altında büyük destekle toparlayıp farklı bir yaklaşım getirecek yeni başkan adayından hangisi gelse, hainliğinden bir adım bile geri atmayacak zalimlikte olan Feto örgütünün aynı saldırıyı Fenerbahçe'ye karşı göstereceği su götürmezdi. Maalesef, bir çok taraftarımız başkanlık seçimi sürecinde 3.Temmuz gerçeğini, biraz İstanbul'dan uzakta olduğu için, biraz olay gazete manşetlerinden düştüğü için unuttu ve sanki her şey bitmiş, yeni sayfa açılıyormuş gibi değerlendirdi. Ancak bu tutum bizi kendi içimizde zafiyete ve bugünlere sürükledi. Önceki dönemlerdeki başarısızlıkların sebebi nasıl ki 3.Temmuz'un yarattığı deprem ve artçıları ile gelen mali bunalım ve yönetimsel hatalar ise koşullar değişmediği için bugünkü yönetimin başarısızlığının sebepleri de aynı oldu. Ana sebep sürdürülemeyen mali tablo iken ikincil sebep önceki dönemlerden farklı da olsa yine yönetimsel hatalardı. Sonuç olarak, bizim kupalarımıza el uzatan, haklarımızı yiyen, iftira atan, hakem, TFF ve medya eliyle puanlarımızı çalan düşman aynı düşman: FETÖ örgütlenmesi.
O nedenle bulunduğumuz durumun sebeplerini ararken suçluyu kendi içimizde değil esas olduğu yerde, dışarıda aramakta fayda var. Birbirimiz suçlamak en kolayı. Dışarıdaki esas suçlu ile mücadele edecek gücümüz olmadığı için birbirimiz üzerinden Fenerbahçe'yi kurtarmaya çalışıyoruz. Eğer Fenerbahçe'yi kurtaracaksak, tüm kırgınlıklarımızı unutup, eski yönetimler ve tüm yaşayan efsanelerimiz ile yönetimimizin etrafında bir koza oluşturmalı, gerçek düşmana karşı, devlet ile de işbirliği yaparak tüm kanallardan saldırıya geçmeliyiz. Bu birbirimize düşmekten ve laf kalabalığı yaparak boş vakit harcamaktan daha umut verici bir kurgu. Bu halimizle ilerlememizin bize bir şey kazandırmayacağı belli ancak ya biz birleşip ofansa geçersek...Hala umut var. Yargıtay kararının onanması, Şike kumpası davasının lehimize sonuçlanması, Fetö'nün TFF, MHK ve basından temizlenmesi ve elimizden alınan hak ve itibarımızın bize teslim edilmesi ihtimali hala var. Çünkü, Fenerbahçe hala yaşıyor. Bize düşen yaşayan efsaneyi koşar adım aydınlığa taşımak. Bu kulüp tarihinde bunu birden fazla yaptı ve yine yapacak kimyaya sahip. İşte o zaman Fenerbahçe diz çöktü diyenler bir kez daha Atatürk'ün kulübü olmanın ne demek olduğunu anlayacaklardır.
Başkanlık seçimi sonrasından adaylardan hangisi kazanırsa kazansın, medya, TFF ve kurumlarında kapsamlı bir Feto temizliği yapılmadığı sürece bir değişiklik olmayacağını öngörmüştüm. Bu sürece hakim olan ve hedef tutulan dönemin başkanı ile kulübü tek çatı altında büyük destekle toparlayıp farklı bir yaklaşım getirecek yeni başkan adayından hangisi gelse, hainliğinden bir adım bile geri atmayacak zalimlikte olan Feto örgütünün aynı saldırıyı Fenerbahçe'ye karşı göstereceği su götürmezdi. Maalesef, bir çok taraftarımız başkanlık seçimi sürecinde 3.Temmuz gerçeğini, biraz İstanbul'dan uzakta olduğu için, biraz olay gazete manşetlerinden düştüğü için unuttu ve sanki her şey bitmiş, yeni sayfa açılıyormuş gibi değerlendirdi. Ancak bu tutum bizi kendi içimizde zafiyete ve bugünlere sürükledi. Önceki dönemlerdeki başarısızlıkların sebebi nasıl ki 3.Temmuz'un yarattığı deprem ve artçıları ile gelen mali bunalım ve yönetimsel hatalar ise koşullar değişmediği için bugünkü yönetimin başarısızlığının sebepleri de aynı oldu. Ana sebep sürdürülemeyen mali tablo iken ikincil sebep önceki dönemlerden farklı da olsa yine yönetimsel hatalardı. Sonuç olarak, bizim kupalarımıza el uzatan, haklarımızı yiyen, iftira atan, hakem, TFF ve medya eliyle puanlarımızı çalan düşman aynı düşman: FETÖ örgütlenmesi.
O nedenle bulunduğumuz durumun sebeplerini ararken suçluyu kendi içimizde değil esas olduğu yerde, dışarıda aramakta fayda var. Birbirimiz suçlamak en kolayı. Dışarıdaki esas suçlu ile mücadele edecek gücümüz olmadığı için birbirimiz üzerinden Fenerbahçe'yi kurtarmaya çalışıyoruz. Eğer Fenerbahçe'yi kurtaracaksak, tüm kırgınlıklarımızı unutup, eski yönetimler ve tüm yaşayan efsanelerimiz ile yönetimimizin etrafında bir koza oluşturmalı, gerçek düşmana karşı, devlet ile de işbirliği yaparak tüm kanallardan saldırıya geçmeliyiz. Bu birbirimize düşmekten ve laf kalabalığı yaparak boş vakit harcamaktan daha umut verici bir kurgu. Bu halimizle ilerlememizin bize bir şey kazandırmayacağı belli ancak ya biz birleşip ofansa geçersek...Hala umut var. Yargıtay kararının onanması, Şike kumpası davasının lehimize sonuçlanması, Fetö'nün TFF, MHK ve basından temizlenmesi ve elimizden alınan hak ve itibarımızın bize teslim edilmesi ihtimali hala var. Çünkü, Fenerbahçe hala yaşıyor. Bize düşen yaşayan efsaneyi koşar adım aydınlığa taşımak. Bu kulüp tarihinde bunu birden fazla yaptı ve yine yapacak kimyaya sahip. İşte o zaman Fenerbahçe diz çöktü diyenler bir kez daha Atatürk'ün kulübü olmanın ne demek olduğunu anlayacaklardır.

Yorumlar
Yorum Gönder